|
|||
![]() |
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı | ||
| Yusuf ALİOĞLU | |||
Aslında yukarıdaki başlık, toplumsal yönüyle öne çıkan her ibadet için geçerli bir şablondur.
İlahi hitabın satırları arasında bulunan ve kendi bağlamında birer ‘söz, anlam, hedef ve kasıt’ kümesine sahip cümle konular o iklimde okunarak anlaşılmalı, her adımda parça bütün ilişkisi gözetilmeli, ana fikre uygunluk esas yöntem olmalıdır.
Ramazan orucu da tarihsel arka planı ve kendisinden umulan etki alanı ile böyle ele alınmalı; şekilselliğin ve ritüellerin dışında kavranmalıdır.
Sözü uzatmadan soruyu soralım. Her yıl gelip hayatımızın orta yerine kurulan Ramazan orucu ile umulan gaye nedir?
Akla gelen ilk cevap: Ramazan orucu, bir mü’min için öncelikle ve en yalın haliyle Allah’ın emirlerinden bir emirdir.
Örneğin Ahzap suresinin 35. ayetinde oruç ibadeti, mü’min erkekler ve kadınlar için Allah’a itaat ve sadakat inancı ile sabır, tevazu, sadaka verme, iffeti koruma ve Allah’ı çokça zikretme davranışlarıyla birlikte anılan ve safımızı tanımlayan eylemlerden biri olarak anılır.
Konuyla ilgili basit bir tarama yapıldığında, oruç tutmanın bize olduğu gibi bizden önceki toplumlara da emredildiğini görüyoruz.
Taramaya devam ettiğimizde, vahyin ilk defa Ramazan ayında nazil olmaya başladığını ve oruç emrine ait illetin ‘sakınma’ olduğunu öğreniyoruz.
Buna göre zamanı bereketlendiren vahyin bu ayda nazil olması ile ‘sakınma’ konusu Ramazan ayı ve oruçla ilgili röper başlıklar olarak öne çıkıyor.
Konumuzu ‘sakınma’ başlığında devam ettirdiğimizde; zamanın belli aralıklarında belli davranışlardan beri durmayı emreden oruç ile nefsin arzularını, akıl ve beden üzerindeki dahili ve harici hakimiyet girişimlerini sorumluluk bilinci gelişmiş selim bir kalp ile sınırlayıp savmak hedeflendiği söylenebilir.
Ancak bu örnek, zaman ile mukayyet olmayan, aksine, tüm zamanlara gölgesi düşmesi gereken bir sembol olarak öne çıkıyor.
Oruç ibadeti üzerinden bedenimizle aramıza koyduğumuz mesafe, bu ibadetin kendi bağlamında yarattığı ve amacı sakınmayı bir hayat tarzına dönüştürmek olan bilinç hallerinden biridir.
Bedenin isteklerine karşı kalp ile düzen almak, yemeden ve içmeden uzak durmanın yanı sıra dünyevileşmekten hassaten çağın vebası olan görünürlük ve tüketim fitnesinden uzak durmanın adıdır oruç.
Oruç ibadeti, insan olmanın imkan sınırlarını hatırlatır. Yiyemeyen, içemeyen, dokunamayan, takati kısılmış acziyyet sınırlarında bir varlık olduğumuzu haykırır. Kendini müstağni gören benliğe karşı bir uyarıcı ve hatırlatıcı olan oruç, en temel ihtiyaçlar üzerinden gücümüzü ve mutlak güce dair bilgimizi tazeler.
Tutarlı ve bütünsel bir yaklaşım içinde oruç, geleneksel ve modern kuşatmalara karşı bir tedbir, bir direniş, bir duruştur. Sayısız nimetin ya da tüketim malzemesinin içindeki bu davranış bize dünya ile münasebetimizin ebedi olmadığını ve nihai adresimizin ahiret yurdu olduğu hatırlatır.
Unutmamalıyız ki, oruçtan beklenen ‘sakınma’nın gerçekleşmesi, oruca ne kadar yakın durduğunuz ile doğru orantılıdır. Eğitim Bilimlerinde geçen ‘hazır bulunmuşluk’ ifadesinden istifadeyle şunu söyleyebiliriz: karşılayan ve karşılanan aynı formatta değilse ‘sakıma’ gerçekleşmeyecektir.
Eriştiğiniz oruç, sizi çağın albenilerinden uzak tutabiliyor ve gündelik hayatınızın akışına bir şekilde müdahale edebiliyorsa maksat hasıl olmuş demektir. Bu hassas durumu, kıyas ilminden hareketle ‘namazın kötülüklerden alıkoyması’ ile açıklayabiliriz. Buna göre, kötülükle aramıza mesafe koyamayan namazların gözden geçirilmesi gibi sakınmayı gerçekleştirmeyen orucun da gözden geçirilmesi gerekir.
Her türden kötülüğün sıradanlaştığı, zevk ve kazanma hırsının aklı örttüğü, hakikate karşı sağırlaşıp körleştiğimiz, kalplerin çağın kirleriyle mühürlendiği, gelecek endişesinin ahlak ve karakter adına ne varsa yer ile yeksan ettiği, empati yoksunluğu ile ötekine karşı duyarsızlaştığımız, çıkarcı, yandaş, istifçi ve hasis ruhların örgütlenerek iyilik adına ne varsa fesada uğrattığı bir zamanda oruç, ‘varlık, istikamet ve nihayet’ bilinci için büyük bir imkandır.
Ramazan ayının zamanla ilginç bir münasebeti var. Ölüm misali zamanın içinde kıvrılıp her gözeneğine sokulan bir soluk gibidir o. Nerede ve ne zaman olursa sizi bulur. Önemli olan o size erişmeden sizin onu karşılamanızdır. Tıpkı, ‘ölmeden önce ölünüz’ rivayeti gibi.
Varlığına anlam kazandırma derdi olanlar için oruç, bedenin tutkularına karşı kalbin özgürlüğünü savunur. Evrene fırlatılmış, yaratıldıktan sonra unutulmuş ya da heva ve hevesini ilah edinmiş sefil varlıklar yerine, ‘güzel davranış’ amaçlı bir varlık olduğumuzu hatırlatır.
Onun için oruç bilincini, bol ışıklı salonlarda ya da sosyal medya mecralarında görüntü verme aymazlığındaki yardımseverlikler gölgesinde tüketmemeliyiz.
Sakınmanın ruhumuza kazandırdığı asil karakteri, robotik platformların dijital mesajlarıyla ya da grup ilişkilerinin uyuşturan mistik yoğunlukları ile harcamamalıyız.
Kendimizi test etme, kimliğimizi inşa ve ibraz ederek istikamet sahibi özneler olma fırsatı sunan bu ibadeti çağın her şeyi sıradanlaştıran/değersizleştiren algı tuzaklarından uzak tutmalıyız.
Seküler paradigmanın dışlayan, unutturan, yok sayan politikaları ile muhafazakâr sosyolojinin folklorize ederek ayağa düşüren eylemlerine karşı orucu muhkem örnekliklerle korumalıyız.
Dahası; Batılı düşüncenin egemen söyleme dönüştüğü ve inananların ‘Ben Müslümanlardanım’ demekten utandığı, imtina ettiği, korktuğu bir zamanda, oruçla ahlak iklimini yeşertmeli, hayatın içinde hayatlar ikame ederek kimlik bunalımını aşmalı, biriktireceğimiz güzel davranışlarla izzet ve şerefin, adalet ve merhametin adresini yeniden kodlamalıyız.
Davranışları tebrik edilenlerden olma azmiyle… |
|||
| Etiketler: Orucu, Ayağa, Düşürmemeli,, Oruçla, Ayağa, Kalkmalı, | |||
|