|
|||
![]() |
Bağlamaya Şiir Okutan Adam: Murat Kapkıner | ||
| Yusuf ALİOĞLU | |||
1988’li yıllar.
Uludağ Üniversitesi, İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü birinci sınıf öğrencisiyim.
Dikkaldırımda bir öğrenci evi.
Camlarında güneşten sararmış kalın perdeler. Pik demirden ağır bir mutfak masası ve kocaman salonda ömrünü tamamlamış bir kanepe ve sacları aşınmış odun sobası.
Sofra bezi ya da masa örtüsü olarak gazete kullandığımız, bolca dergi ve broşürden dolayı sobayı tutuşturma sıkıntısı çekmediğimiz ama Bulgar hükümetinin zorunlu göçe tabi tuttuğu 300 binden fazla Türk’ün Türkiye'ye göç ettiği, bu nedenle de Bulgaristan göçmeni ev sahibimizin gelecek akrabaları için bizi bir gece apar topar kapıya koyduğu yıllardı.
Kırcaali, Filibe ve Varna gibi isimlerini hatırladığım Bulgar şehirlerinden gelen göçmenlerin yoğun olarak yerleştiği Bursa, sonraki yıllarda bu nüfusun entegrasyonunda merkez şehir olacaktı. Zorunlu göçle Bursa sokaklarına akan trajedi, fuhuş sektörü ve ucuz emek fırsatçıları için fırsat kapısı olmuştu.
Bir sanayi şehri olan Bursa’nın yurt dışından ve yurt içinden aldığı göçlere rağmen; Altıparmak, Yeşil, Heykel, Dua Çınarı, Nilüfer, Setbaşı, Fomara, Tophane, Cumhuriyet Caddesi ve Çekirge gibi nadide mekanlarını özgün silüetleri ile koruyabildiği çok renkli sinemaskop zamanlardı.
İlk defa büyük şehirle karşılaşan bir kasaba gencinin total duygularına bir de ideallerimizin yükü binince yüksek gerilim yıllarıydı denebilir bu renkli zamanlar için.
Dikkaldırım mahallesi Arda sokaktaki dairenin loş odasında bağlama eşliğinde yükselen kavruk sesli şiirler başıma bağladığım gök kuşağı gibiydi.
Her fırsatta play düğmesine basıp dinlediğim şiirlerle bir şeyler kopuyordu içimden sanki.
Murat Kapkıner ismini ilk defa o günlerde teyp kaseti vesilesiyle duymuştum.
Bağlamanın tellerine dolanan o jenerik tınılar gurbet ve muhalif duygular ikilisini aynı anda besleyip yeşerten ilkbahar yağmurları gibiydi. Sesindeki tatlı hüzün ve ruhundaki mahcup acı kalbimize tanıdık izler bırakıp bırakıp çekiliyordu.
Kendi ifadesiyle ‘şiiri bileklerinde bir yara gibi taşıyan’ Kapkıner’i iki açıdan tutmuştum. Birincisi, acemi delikanlıların minnetsiz zamanlardaki protest söylemine dert ortağı olan nöbetçi bir çay ocağı gibiydi. Her fırsatta sığınıyor, dertleşiyor, nefes alıyordum. İkincisi ise o yıllarda kültür, sanat, kitap, matbuat, konferans, söyleşi, gibi zengin debisi ile yükselen Müslüman düşüncenin şiirde de iddialı olduğunun vitrini gibiydi Kapkıner.
Müslümanların da bir poetikasının olduğunu, beslendikleri diyalektik estetikle büyük şiirler yazabildiklerini savunduğumuz yıllarda, fıkıh bariyerlerini kırarak şiiri bağlamayla dinleten bu adamla tanıştığıma çok sevinmiştim.
Sezai Karakoç, Erdem Bayazıt, İsmet Özel, Orhan Veli, Attila İlhan, Cumali Ünaldı, Sabah Kara gibi şairlerden şiirler okuyordu. Ama özellikle vurgulamak gerekir ki, bu öylesine bir okuma değildi. Okuduğu şiiri bir duygu coğrafyası; kendisini de o coğrafyada doğmuş, o duygularla büyümüş, o satırlar için kavgalar vermiş, bedeller ödemiş bir adam gibi okuyordu. Galiba beni bu kasete meftun kılan da hem şiirlerin kalitesi hem okuyucunun o müthiş yorum ikilisiydi.
Şiir bir direniş cephesiydi onda. Ruha dokunan, damarda dolanan ve dirilişi muştulayan sahici okumalar yapıyordu. Yalnızlık ve tevazu ise bu sesin karakterine sinmiş ana karakterlerdi. Farklı şairlerden sunduğu seçki, zihinsel çoğulculuğunun sanattaki dışa vurumuydu. Acıyla büyüttüğü, sembollerle derinleştirdiği poetikası dün ve bugün arasında salınan sihirli birer satır gibiydi.
Şimdilerde daha çok kendi şiirlerini okuduğu ‘Bu Rüzgar’ ve ‘Acımız Geceyi Büyütür’ kasetleri bilinse de benim kastettiğim şiir kaseti galiba çok özel duygularla dünü bugüne taşıyan bazı müstesna dostlarda kalmıştır. ‘Kardeşime Mektup’ ismiyle bilinen üçüncü albümü ise bahsettiğim kasetten şiirler taşısa da bazı şiirler ve müzik daha başkaydı o kasette.
Kadın, sanat, şehir, eğitim gibi temel konulardaki söylemin olabildiğince amatör bir hassasiyet ve iğdişlenmemiş bir samimiyetle inşa edildiği o yıllarda farklı yerlerden yükselen emek ve umut yüklü sesler yarınların müjdecisiydi bizim için.
Bir yanda Müslüman düşünceyi ve müktesebatı asimile ederek uysallaştırmaya çalışan küresel ve yerel müesses nizam, diğer yanda bin yılların yalan yanlışını gelenek kelimesinin ardına saklanarak savunan muhafazakâr tahakküm. Aynı anda iki cephede savaşmak zorunda kalan biz kesin inançlıların hali, Kapkıner’den alıntıyla söylersek, ‘serçenin aslan ile savaşı’ gibiydi.
Daha liseli yıllarda gördüğüm ve Bursa’da bir vesileyle tüm sayılarını edindiğim Kelime dergisinde de Murat Kapkıner ismini o yıllarda fark etmiştim.
T. S. Eliot, Muhammed Esed ve Colin Rowe gibi yabancılardan çevirilerin de yapıldığı dergide; Hikmet Zeyveli, Dücane Cündioğlu, M. Sait Şimşek, Mikail Bayram, Metin Önal Mengüşoğlu, M. Ali Baltaşı, Nureddin Durman gibi akademisyen, yazar ve şairlerin çalışmaları yayımlanıyordu.
Derginin ana fikri; klasik, geleneksel, şii-sünni gibi kategorilerin ötesinde, tenkit bilinciyle büyüyen ve yüce dağlardan beslenerek akan bir pınarın ilk defa karşılaştığımız ve kanıp kanıp doyamadığımız bambaşka bir tat gibiydi.
O zaman anlıyordum ki Murat Kapkıner sadece şiir seslendirmiyor, çok güçlü okumalarla farklı bir söyleme ses veren çevrelerde de etkin olarak çalışıyor, koşturuyordu.
Bu anlamda Konya’da iyi bir çevresi oluşmuş, Prizma ismiyle hatırladığım bir mekanda kültür, sanat ve düşünce etkinlikleri devam ediyordu.
Murat Kapkıner’in Aylık Dergi ile Konya merkezli Çağımıza Selam ve Varide gibi dergilerde şiirleri yayımlanıyordu. Kriter dergisine de emek vermiş bu adamın Kelime dergisini kurma, sahipliğini yapma, Konya’da basma, taşıma, dağıtma gibi işlerde de önemli işler yaptığını öğrenmiştim sonraları Mengüşoğlu’ndan.
Hatırladığım kadarıyla Milli Gazete, Yeni Şafak ve Taraf Gazetesi’nde yazılar yazmıştı. Taraf gazetesinde ayrıca redaktör olarak da çalışmıştı.[1]
‘Gençliğim Ki Bir Daha Yaşamak İstemem’ isimli biyografi çalışması 2016’da yayımlandı. Kapağına, ‘Bütün şiirlerim bir şiirdir’ mottosunu yerleştirdiği "Bütün Şiirler" isimli eseri 2025’te Loras Yayınlarından çıktı. Kendi şiirlerine bakarak ‘şiir nedir’ sorusu üzerinden ördüğü poetikasını paylaştığı ‘Şiir Üzerine Bir Şeyler Söylemek’, denemelerini ve Kur’an yorumlarını topladığı ‘Yaşamayı Göze Almak I-II-III’, romancılığı ile örneklediği ‘Karanlıktakiler’’, ‘Güz İnsanları’ ve ‘Wesirfinger Pastanesi’ isimli eserler de Kapkıner’in çalışmaları arasında yer alır.
1950’de Malatya’da doğan Murat Kapkıner 23 Nisan 2026’da Konya’da vefat etti.
Hakikat için yorulduğu saatler huzurdaki gölgesi olsun.
Varide dergisinde ‘insanlığın acısını duyan şair’ olarak tanımlanan bu asil ruh için Allah’tan rahmet diliyorum.
Mekanı cennet olsun. [1] https://t24.com.tr/gundem/dun-dundur-bu-gun-bu-gun,248676?_t=1777275545151 |
|||
| Etiketler: Bağlamaya, Şiir, Okutan, Adam:, Murat, Kapkıner, | |||
|