Yusuf ALİOĞLU SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
Yazı Detayı
12 Mart 2026 - Perşembe 05:43 Bu yazı 259 kez okundu
 
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
Yusuf ALİOĞLU
 
 

‘Hayat, kesişmelerin özetidir.’ dense yeridir.
 

Okuma, yorumlama ve anlamlandırma süreçlerinde yaşanan kesişmeler de bunun en dikkat çekici örnekleridir. 

 

Schopenhauer okumaları etrafında dolanırken filozofun ölümünden iki yıl sonra (1862) doğan ve Osmanlının ilk kadın yazarı olarak anılan Fatma Aliye ile kesişti yollarım.

 

Alman bilgesinin annesiyle, Fatma Aliye’nin de kızı İsmet'le yaşadıkları, bu kesişmeyi ziyadesiyle ilginç kıldı.
 

Asım ve Haluk figürleri üzerinden aşina olduğumuz hikayelere bir yenisini daha ekleyecektim.
 

Fatma Aliye’nin evlat ile imtihanının adı İsmet.
 

Kadın imgesine anne gerilimi üzerinden olumsuz yüklemeler yapan cins kafa Schopenhauer...
 

Bir irade olarak dünyayı gözlemleyen kötümser bir filozoftur Schopenhauer.
 

Yaşadığı dönemin en ünlü kadın yazarlarından olan ve 1820 yılında bütün eserleri 20 cilt olarak basılan Johanna Schopenhauer ile oğlu Arthur Schopenhauer’un sert ve yakıcı bir ilişkisi vardır.

 

Johanna sıradan bir ailenin akıllı ve kabiliyetli bir kızıdır. Gün gelir evlenir ve tüccar olan kocasıyla tahammülü zor yıllar yaşar. Kocasının intiharı sonucu yalnız kalınca da farklı meşguliyetler geliştirir. Örneğin yakın dostu Goethe’nin teşvikiyle romanlar kaleme almaya başlar ve Almanya’nın en ünlü salonlarından birini açar. Her çevreden edebiyat meraklısı erkeklerin devam ettiği salona, oğlunu da ancak misafir kabul günlerinde dahil eder.

 

Her şeye kötümser bakan ve kimseleri beğenmeyen oğlunun iklimini yanı başında hissetmek kötü gelmektedir ona.
 

Ve bir tartışma sırasında oğlunu merdivenlerden iterek yuvarlanıp düşmesine sebep olur.
 

Arthur, bu yuvarlanışın rövanşını yıllar sonra ev sahibinden almayı deneyecek; ancak kadın merdivenlerden yuvarlanıp kötürüm kaldığı için, yıllarca kadına nafaka ödemek zorunda kalacaktır. (Uzak Ülke, F.K.Barbarosoğlu)
 

Annesi, ölünceye kadar bir daha oğlunu görmek istemeyecektir. İşte hikayeler burada eklemlenir birbirine: 
 

Almanya’nın yazarlıktan geçimini sağlayan ilk kadın yazarı olan Johanna ile Osmanlı'nın ilk kadın yazarı olan Fatma Aliye’nin hikayesi.
 

Johanna, sıkıcı evliliğinden sonra serbest aşk hayatı yaşamayı seçmiş; oğlunun eleştirilerine tahammül etmek istemediği için, onunla bir daha yüz yüze gelmemeyi tercih etmiştir.
 

Fatma Aliye’nin dört kızının en küçüğü olan 1901 doğumlu İsmet de, ‘özgür olmak istiyorum’ diyerek evden ayrıldıktan sonra, yüzünü bir daha annesine göstermemiştir…
 

Annesi yaşadığı sürece Johanna’nın oğlu olarak anılan Arthur, yazdığı eserlerin kitap olarak değil kese kağıdı yapmak için alındığı dönemde bile umudunu hiç kaybetmez. Babasından miras kalan üç kuruşla hayatın elinde oyuncak olmamaya çalışmış; hayatını bir filozofa yakışır şekilde ilkeli, soğuk ve mesafeli olarak sürdürmüştür.
 

Fatma Aliye’nin kızı ya da Cevdet Paşa’nın torunu İsmet de bu sıfatını unutturmak için her şeyi yapmıştır.

 

Schopenhauer’un en sevdiği fabl, kirpi fablıdır. Yani fazla yaklaşmaya gerek yoktur insanlara. Kişilerin birbirlerine zarar vermeyecekleri en uygun mesafe, kirpilerin okları gibi korunmalıdır. Ve korumuştur kendisini insanlardan daima. İlerde onlar için vazgeçilmez olacağından emin düşüncelerle kendi evrenine çekilmiştir.

 

Diğer yandan; Johanna'nın,  Arthur  Schopenhauer’un annesi olarak anılacağının bilgisiyle de azap dolu günler yaşamıştır.  

 

Biyograflar onu, anne sevgisinden yoksun oluşunun eserlerine verdiği renk ve tını konusunda en çok Byron ile anacaklardır.

 

Ve anne sevgisizliği zamanla kadın sevgisizliğine dönüşecek, bütün felsefesini de kadınların ahmaklığı üzerine kuracaktır. 

 

Çocukların irade ve davranışlarını babalarından, akıllarını annelerinden aldıklarını söylerken, aklı ve zekası ile yaşadığı dönemin erkeklerinin başını döndüren Johanna’nın oğlu olmaktan şikayet etmeyişi ise ruhundaki gelgitlerin tezahürü olarak yansır felsefesine.

 

Annesi tarafından kovulmayan ve sevgiyle kucaklanan bir çocuk olsaydı Arthur, belki kadınlar konusunda o kadar tahammülsüz olmayacak; tahammülsüz olmadığı için ev sahibini merdivenden yuvarlamayacak; merdivenden yuvarlamadığı için nafaka cezasına çarptırılmayacak; üç kuruş ile nasıl yaşarım endişesini daha az duyacağı için belki de kadınlar hakkında daha az kötümser olacaktı.(Barbarosoğlu)

 

Erkekler adına çok eşliliği savunan Arthur Schopenhauer ile Fatma Aliye’nin yolları bir defa daha kesişecekti tarih önünde. Üstelik Schopenhauer, felsefesiyle modern psikanalizin babalarından biri sayılacak; fakat çok eşlilik üzerine ileri sürdüğü fikirleri önce parantez içine alınacak; sonra görünmez olacaktı.

 

Fatma Aliye’nin ise Mahmut Esad Efendi ile tartıştığı ‘taaddüd-i zevcat’ meselesi, İslamcıların çok eşliliğe bakışı noktasında en vulgarize söylemlerin parçası olacaktır. Fatma Aliye çok eşliliğe karşı çıktığı için İslamcılar tarafından benimsenmeyecek; İslam’ı toplumun temel harcı olarak gördüğü için de modernistler ve feministler tarafından  kabullenilmeyecektir.

 

Kim kim ile mukayese edilir? Mukayeselerin temeli neye dayanır? Doğumundan iki yıl önce ölmüş bir filozofun ayak izlerine niçin Fatma Aliye’nin ayak izlerini karıştırmaya çalışıyoruz. Schopenhauer hayatı boyunca annesinden nefret etti. Kötümser metinler ortaya koydu. Fatma Aliye evden kaçan kızının peşinde koşarken, kızının bütün bunları kendisini üzmek için yaptığını düşündü.
 

Nefret duygusunda kesişen hikayeler, erkekten kadına ya da evlattan anneye akan yönleri ile ilginç şekilde benzer sonuçlar yaratmıştır.

 
Etiketler: SCHOPENHAUER, AYNASINDA, FATMA, ALİYE, SURETİ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Şubat 2026
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
1369 Okunma.
19 Ocak 2026
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
1520 Okunma.
03 Ocak 2026
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
1617 Okunma.
03 Aralık 2025
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2187 Okunma.
21 Ekim 2025
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
2890 Okunma.
09 Ekim 2025
Batı’da Şehir Tarihçiliği
2118 Okunma.
04 Ağustos 2025
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
2955 Okunma.
14 Mayıs 2025
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2216 Okunma.
22 Nisan 2025
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6128 Okunma.
16 Mart 2025
ŞEBBİHALAR HER YERDE
1741 Okunma.
09 Mart 2025
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
1899 Okunma.
08 Eylül 2023
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4157 Okunma.
17 Ağustos 2023
Köprüler ve Çamurlu Sular
3479 Okunma.
13 Temmuz 2023
Biriktirdiklerim-7-
3224 Okunma.
27 Mayıs 2023
Bingöl’ün Referandum Karnesi
3688 Okunma.
07 Mayıs 2023
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
2815 Okunma.
29 Nisan 2023
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
2564 Okunma.
24 Nisan 2023
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3484 Okunma.
11 Nisan 2023
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3149 Okunma.
05 Nisan 2023
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
2595 Okunma.
23 Mart 2023
“Ben de adayım”
2772 Okunma.
18 Şubat 2023
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3196 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2397 Okunma.
18 Şubat 2023
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2560 Okunma.
18 Şubat 2023
Biriktirdiklerim-6
2359 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
2667 Okunma.
08 Kasım 2022
Engerek Soyu
3139 Okunma.
16 Eylül 2022
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
4553 Okunma.
05 Eylül 2022
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3192 Okunma.
22 Ağustos 2022
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
3903 Okunma.
02 Ağustos 2022
Libası İdrarlı Adamlar
3841 Okunma.
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
5069 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
3315 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4198 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
3874 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
3990 Okunma.
08 Nisan 2022
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
3673 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
3668 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
4047 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5552 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8119 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6166 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
7093 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
4993 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
6809 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
5704 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
5846 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6095 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
5042 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
4589 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6135 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
14098 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
4018 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
4389 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
4543 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
4400 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
4620 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
4773 Okunma.
19 Ekim 2020
Ne Zaman Reşit Olacağız?
5988 Okunma.
Haber Yazılımı