‘Yusuf’ dedi hep kitaplar, kalemler, vakanüvisler…
Yusuf tadında aktı ırmaklar, çağladı sular;
Mah-ı Kenan makamında şakıdı Anka’lar.
Yusuf gibi ışıldadı kelebek kanatları, Yusuf gibi parıldadı lacivert yakamozlar.
Yusuf harflerinden şerhler düşüldü kanlı ve yırtık gömleklere…
Yıldızlar, güneş ve ay yürüdü bedenine çağın.
Secde secde karanlık kuyular birikti rüyalarda,
Yemin yemin arkaik komplolar yeşerdi kırlarda, bayırlarda, bol meyveli sofralarda…
‘Züleyha’ dedi durdu, şehrin sosyetesi, köleler, vezirler…
Züleyha sağanakları yağmıştı üzerine Potifar’ın,
Nil gibi uzun hikayeler ya da kadim medeniyetlerden gül kokulu sütunlar.
Züleyha gibi döndü zamanın raksı; geometrik desenler, emprime kuşaklar ve dantelimsi mermer döşemeler.
Züleyha gölgeleri aktı arzu ırmaklarından, melek kırmızıları damladı kesik parmaklardan.
Züleyha salınımlı tül kavisler, şuh bakışlar yaladı bedenini Menfis ilinin.
Züleyha işlemeli narin mücevherler dolandı boynuna Firavun memalikinin.
‘Kurt’ için hikayeler yazıldı; dişleri, pençeleri geçti tarihe.
Gözlerinden kurdun, gözlerine kurtlaşanların mil çekildi; ipil ipil.
Bodur çalılıklarda alçak sürüngenler, kum yamaçlarında komplonun gözleri birikti.
Ve ‘kardeşler’ ihanet demetinden simsiyah yapraklar;
‘Önce öldürelim sonra Salihlerden olalım’ (12/9) diyen kurgucu ve müfteri kardeşler…
Ebemkuşağı dalgalı, portakal renkli kum tepecikleri sonra.
Harmanisinin uzun eteklerine inkar motifleri işleyen,
Yüzlerindeki küfiyelerle yalanın çizgilerini gizleyen,
Boğuk ve hırıltılı çöl gecelerinde abayeli ‘bedeviler’.
Ilık deve homurtuları içinde kervanlar, yabancılar, ateş dansları, çöl şarkıları…
Şakırdayan bakraçlar, gümüş grisi umutlar sarkıtıldı koynuna zamanın.
Kuyulardan imlenmiş efsaneler, ıtır kokulu güzellik destanları çıktı.
Kenan illeri, ‘Ah, Yusuf neredesin’ (12/84) nidaları arasında mor tenhalıkların sessiz bekleyişlerine terkedilirken;
Sık yapraklı zeytin ağaçlarının kızıl renkli ufuklarından Mısır damlarına hüzün damlacıkları sarkıyordu.
Yusuf'un kafesine sapsarı güneş külçelerinden damla damla gurbet besteleri akarken, cumbalı pencerelerden, kafesli balkonlardan hayret yüklü esmer bakışlar taşıyordu sokaklara.
Meydanlar dendi sonra; köleler alındı, kaderler satıldı.
Hazineler, depolar, erzaklar, mallar biriktirildi.
Ne rüyalar görüldü, ne hikayeler duyuldu sonra…
Hizmetçiler, ekmekçiler, şarap sıkıcıları, yani şerbetçiler yani sakiler.
Darağacında adamlar ve başlarını gagalayan kuşlar.
Yedi semiz ineğe dadanmış yedi arık inek,
Ve yedi yeşil başak’a çökmüş yedi kurumuş başak.
Kıtlık kıran günleri, zemheri yalnızlıklar, çıldırtan açlıklar;
Entrikalar, ayak oyunları, madrabazlıklar, meydanlar, zindanlar...
Mısır, Filistin, çöl, kervanlar, develer…
Ve unutulan satırlar, unutulan paragraflar; kıssası atlanan Yakup mesela.
Yusuf-u biçarenin, yani kahrın, yani çilenin babası;
Kararan gözlerin, ağaran saçların, bükülen belin babası.
Yaşlı entrikalara ve evlad-ı iyal ihanetine mü’mince tevekkülün babası.
Sulbünde fıskın on ağızlı dabbesini gören; kaygılanan, dualara tutunan;
Yüzünü gömleklere, gömlekleri gönlüne gömen;
Çölün derinliklerinden ve sayısız kum taneciklerinden en güzel kıssaya kılcallar ören;
Sayfa sayfa sabr-ı cemil okuyup bilinç gözeneklerine üfleyen Yakup.
Çocuklarını çocuklarına değil Allah’a emanet eden ve çocukları ile arasına Allah’ ı şahit tutan Yakup.
‘Hidayete erdirilmiş (6/84), seçilmiş ve hayırlı (38/47), salih davranış sahibi (21/72), ahireti hatırlatan halis kul (38/46), ince bir kavrayış (12/83) ve üstün bir anlatım gücü sahibi’ (19/50) Yakup.
‘Ey oğullarım! Muhakkak ki bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca Müslümanlardan olarak can verin’ diyen Yakup.(2/132)
Çocuklarına, kendisinin ve ataları İbrahim, İsmail ve İshak’ın rabbi olan tek Allah’a kulluk etmelerini ve yalnızca ona teslim olmalarını vasiyet eden Yakup…(2/133)
‘Babalar büyük yalnızlıkların insanıdır’ diyor şair Cevat Akkanat. (baba, bu kitap sana / Odunpazarı Bld. Yay)
Masalı, romanı, hikayesi, türküsü, şiiri çok az olan babalar.
Paylaşılan duygulardan nasipsiz bir kenarda,
Melul ve tenha babalar.
Kalabalıklar arasında yalnızlık nöbetinde babalar,
‘Göz ve gönül aydınlığı çocuklarla’ (25/24) sınanan babalar…
24 Şubat 2013
|