Yusuf ALİOĞLU Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
Yazı Detayı
08 Nisan 2022 - Cuma 09:32 Bu yazı 4008 kez okundu
 
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
Yusuf ALİOĞLU
 
 

“Hayal gücünü yakalamanın en iyi yolu gözlere konuşmaktır” diyor William Playfair.

 

Bu yazı belki Playfair’in hedeflediği şekilde bilgiyi görselleştiremeyecektir ama umarım paylaşılacak kareler ile hatıralarımızdaki sayfaları tekrar okumaya ve hayal gücünü güncelleştirmeye yardımcı olacaktır.  

 

1970 ve 1980’li yılların Bingöl’ünde yaşayanlar çok iyi hatırlayacaktır. Genç Caddesi üzerinde, şimdiki Halk Pasajı mevkiinde, üzerinde büyük harflerle ‘ŞEHİR SİNEMASI’ yazan iki katlı, çatısız, kocaman bir bina vardı.

 

Binanın giriş kapısı, camları üzerindeki korkulukları gri renk yağlı boya ile boyanmış demir kanatlardan oluşurdu. Demir kapının sağında ve solunda bulunan bina duvarlarına monte edilmiş ve sinemaseverlerin vizyondaki filmleri takip edebileceği afiş tahtaları vardı. Tahta panoların üst çerçevesinin ortasında zemini pembeden, yazısı siyahtan dikdörtgen bir metal üzerine yazılmış olan ‘İki Film Birden’ yazısı okunurdu.

 

Afiş tahtasının üzerinde afişlerin oturtulduğu bolca çivi vardı. Sonra bir çividen diğerine afişleri tutan ipler gerilirdi. Filmler yenilendiğinde ayrı bir heyecan sarardı sinemaseverleri. Genellikle afiş değişimi akşam seansındaki son filmin bitmesine yakın bir saatte yapılırdı. Süresi dolan filmlerin afişleri gergin iplerden ve çivilerden kurtarılıp film kutusuyla birlikte geri gönderilirdi. Asıl heyecan ise pandoranın kutusundan çıkacak yeni filmin ne olacağına dairdi. Meraklıları, hemen her afişin en altında sabit olan ‘renkli ve sinemaskop’ yazıları eşliğinde yeni filmin afişini ve kartondan küçük resimlerini saatlerce izler, her defasında yeni bir şey görmenin umudu ve heyecanı ile aynı karelere defalarca bakar, aynı yazıyı defalarca okurlardı.

 

Sinemanın demir kanatlı genişçe kapısından adımınızı ilk attığınızda kararmış mozaik zeminin sol tarafında bilet gişesine, sağ tarafında ise müdüriyet’e ait küçük birer pencere vardı.  Harikalar Diyarına ilk adımını atan Alice heyecanıyla oradan içeri bakmak ve olanları anlamak arzusu sinemaya gelen hemen herkesin ortak tutkusu idi. Bilet gişesinin efsunlu yanlarından biri sorumlu personelin sürekli değişmesi idi. Ama ‘Tornavida Yaşar’ lakabıyla çağrılan elemanının herkesten uzun bir süre bilet gişesinde çalıştığını hatırlatmak isterim.

 

Bilet gişesinden geriye doğru kaldırıma ve oradan da sinemanın iki yanına, o zaman ki adıyla Türkiye Halk Bankası olarak bilinen bankanın önüne ya da babama ait Toros Yemek ve Kebap Salonu’na doğru uzayan kuyruklar olurdu.

 

İlgilisine göre ulusal, milli veya devrimci sinema örnekleri için bilet kuyrukları uzadıkça uzardı.

 

Öğleden sonra 14:30, akşam da 18:00 ve 20:30 gibi günde en az üç seans film olur ve her seansta 2 film gösterilirdi.

 

Film başlamadan önce dışarıda heyecanlı bir bekleyiş ve hazırlıklar gözlenirdi. Harçlığı yetenler bitişikteki lokantada karnını doyururdu. Kısıtlı bütçesi ile etrafta seğirten sinema virtüözleri ise somun ekmek içine kuru fasulye ya da bol ekmekle içilmiş bir çorba ile ön hazırlıkları tamamlarlardı.  Daha düşük bütçeliler ise yatay kestikleri ekmeğin içine lokantadaki masalardan tuz ile toz biber eker ya da sumak ile karılmış ince kıyım kuru soğanı tıkış tıkış doldurarak film boyunca büyük bir iştahla yer ve akşam yemeğini öylece kapatırlardı.

 

Sinemanın girişinde kaldırımın sağında ve solunda sırtını sinema duvarına yaslamış satıcılar vardı. Beş kiloluk ay çekirdeği torbasının ağzını kıvırmış, tuzlu çekirdek tümseğinin üzerine bir çay bardağı bırakmış, torbanın yanında da gazetelerden yapılmış iç içe dizili külahlarla oturan ve ‘eğlence, eğlenmeyen gence’ diye çığırarak ay çekirdeği satan çocuklar, gençler vardı. Film izlerken şimdilerin sinema seyir zevklerinden olan patlamış mısır yerine işte bu külahlardan çıtlatılan bol tuzlu ay çekirdekleri o dönem sinema salonlarının vazgeçilmez konsepti idi.

 

Bunun yanında, 'Tipitip' sakızları satanlar, kış mevsiminde minik sobaların üstünde o enfes kokusu eşliğinde kavurdukları kestaneleri ‘kestane kebap, yemesi sevap’ diye pazarlayanlar, diğer yanda erik, elma, aluç armut gibi meyveleri sayı ile ya da su bardağı ile satanlar ve buz dolu kaplardan kepçe ile soğuk ayran ve su satıcıları ile sinemanın önü bir panayır yeri misali renkli ve cıvıl cıvıldı. Bu doğal orkestraya ben de limonata satarak katılırdım.

 

Bilet aldınız mı hemen önünüzde yine demir kanatlı bir diğer kapı ve bu kapının önünde sinema ile özdeşleşmiş bir isim olan ‘Sinemacı Yaşar’ vardı. Sizden aldığı bileti yırtarak önündeki kovaya atar ve sizi şöyle bir süzdükten sonra lütfeder, içeri alırdı.

 

Yaşar’ın ultra viyole bakışlarından ya da x-ray kontrolünden geçtikten sonra geniş bir alanda bulurdunuz kendinizi. Bu alanda sırasıyla büfe, müdüriyet kapısı, bilet gişesinin kapısı, üst kata çıkan merdivenler ve tabi sinema salonuna açılan uzunca kalın bir perde ile örtülmüş  geniş ve yüksek bir kapı vardı. Agora da diyebileceğimiz bu alanda önce duvarlara nakış gibi işlenmiş eski filmlere ait afişler sizi karşılardı. Film öncesi büfeden ihtiyaçlar karşılanır, ayaküstü değerlendirmeler yapılır ve defalarca seyredilmiş eski filmlerin afişleri üzerine bitmeyen kritikler dinlerdiniz. Her afiş izleyici için aynı zamanda 'bilgiyi görselleştiren' (William Playfair) birer hatıra malzemesi idi.

 

Çokça merak ettiğim müdüriyet odasına buradan, hemen girişin sağ tarafından geçilirdi. İzlediğim filmlerden çalınmış rengarenk bir dekor akmıştı sanki bu odaya. Sinemanın büyülü dünyasından kırpılmış antik bir kent gibiydi burası. Mavi zemini ile metal bir masa ve ardında derileri dökülmüş siyah renk bir koltuk. Birkaç sandalye ve asıl aksesuar olan küçük ve yeşil çelik kasa. Duvarlarda Yılmaz Güney'in en nadide resimleri. Müdür koltuğuna kurulan Kasım bey Yeşilçam'dan gelmiş bir jön gibiydi. Sigarası, geniş paçaları, uzun ve kalın favorileri ile sinemanın doğal bir aparatı gibi dururdu.

 

Unutmadan paylaşayım. Sinema çalışanlarının tamamının, sinema oyuncuları ile bize kapalı onlara açık ayrı bir muhabbetlerinin/hukuklarının olduğunu düşünür, söz ve mimiklerinin senaryolardan bilinçli bir yansıma olduğu inancıyla hayranlıkla izlerdim yaptıklarını. Yani beyaz perdeden öte ikinci bir sinema ile çevrelenmiş gibiydim. Senaryosu, dekoru, replikleri ve oyuncuları ile içinde olduğum bir hayal dünyası gibiydi.  

 

Sinema büfesinin ayrı bir sihri, farklı bir albenisi vardı. Büfenin vitrinine giren yiyecek ve içecekler sanki boyut değiştiriyor, farklı bir gezegenden kırpılmış yabancı mamüller gibi daha fazla kışkırtıyordu müşterilerini.

 

Büfe, girişte solda; müdüriyet ise sağda idi. Büfenin yanından üst kata mozaik basamaklı merdiven çıkardı. Merdivenleri takip ettiğinizde sinemanın bir başka büyüleyen alanına uzanırdınız. Uzun film şeritlerinin takıldığı makinenin izleyenleri saatlerce esir aldığı rengarenk ışıkların kaynağı makinist odası. Bu odada Şükrü, Arif ve Nevzat beyler çalışırdı. Makinanın dinmeyen sesi, metal kutular içinde gelen 3-4 km uzunluğundaki film şeritleri, 35mm’lik film projektörleri, sık sık kopan filmler ve makinist odasındaki kömür kokusu… Sinema kompleksinin en teknik, en sofistike ve aynı zamanda en entelektüel mekanı burasıydı dense abartı olmaz kanaatimce.

 

Makinist odasının sağında ve solunda ise o yıllara göre hayli modern bir mekan olarak aileler için tasarlanmış, bağımsız giriş kapıları ile localar vardı. Film aralarında koridorda gördüğüm aile kareleri, zihnimdeki sinema izleğine dair en naif hatıralar arasındadır.

 

Tekrar film salonuna dönersek; salonun kapısında yerleri süpüren oldukça kalın bir perde vardı. Perdeyi araladığınızda başka bir gezegene adım atmış gibi olurdunuz. Karşınızda dev ekranı ile beyaz perde, sahnenin iki tarafına konuşlanmış kocaman kolonlardan yankılanan sesler, duvarlara şavkı düşen renklerin valsi ve sihirli ekranın ağlatan, güldüren, düşündüren, oyalayan, yönlendiren, su gibi akan saatleri. Salon karanlığında el yordamıyla yürürken sağınızda ve solunuzda blok halinde 15-20 kişilik tahta sandalyeleri fark ederdiniz sonraları.  En öndeki sandalye grubu ile ekran arasında 8-10 metre vardı.

 

Filmin en heyecanlı kesitinde kopan alkış tufanı, bir protesto aygıtı olarak bitmeyen ıslıklar ve sandalyelere vurulan kola şişelerinin çıkardığı sesler doğal bir orkestra misali filmin akışını ve salonun duygu yoğunluğunu tamamlayan birer senaryo paragrafına dönüşürdü.

 

Bu heyecan devam eder, film bitiminde sinema önünde kotarılmış muhabbetlere, akrobasi hareketlerine ya da jön taklitlerine dönüşürdü.

 

Unutmadan paylaşmak istediğim bir anekdot daha var.

 

1980’li yılların ilk yarısıydı galiba. Önce Tarık Akan sonra da Kadir İnanır gelmişti şehre.

 

Cadde ve sokakların karla kaplı olduğu soğuk bir kış günü ikindi saatleri idi. Sinema sahiplerinden Yusuf Elçiçek, lokantamızda kömür sobasının etrafına birikmiş kalabalığa adını hatırlayamadığı bir aktörün Bingöl'e geleceğini söylüyordu. Halifan ya da Cizre kömürü ile ısındığımız soba etrafındaki sinema sohbeti devam ederken dükkânın önüne parke eden beyaz renkli bir araçtan Tarık Akan’ın indiğini ilk ben görmüştüm. Lokantaya buyur edilen Akan, sütlaç ikramını geri çevirmemiş biraz sonra arkasına takılan meraklı hayran kitlesiyle beraber şimdiki Kimlik Mağazasının olduğu alanda bulunan Dağdelen Oteli'ne gitmişti.

 

Akan, ‘Yol’ filminin bazı sahne çekimleri için gelmişti Bingöl’e.

 

1980’li yılların ikinci yarısında ise ‘Katırcılar’ filminin çekimi için Kadir İnanır rüzgarı esmişti şehirde...

 

Zihnimi bir gökkuşağı gibi çevreleyen ve dudaklarımın kenarına çocuksu tebessümler biriktiren bir diğer hatıra ise sinemaseverler arasındaki biraz da kamplaşmış Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın hayranlığı idi. Hayranların bitmeyen abartılı anlatımları, uydurmaları ve yakıştırmaları sokaktan sokağa, mahalleden mahalleye taşınır dururdu.

 

Bütün bunların gerisinde zihni yönlendiren bir sanat olarak sinemanın ideolojik aygıta dönüştürülmesinin ayrıştırıcı izlerini okuyamayacak kadar temiz ve duru olduğumuz yıllardı.

 

İçini dolaştığımız ve tavanı iki kat yüksekliğindeki bu salon kışlık olarak kullanılırdı. Bir de salonun sağ tarafından dışarıya açılan demir kanatlı bir kapı daha vardı. Kapıyı açtığınızda sizi oldukça geniş bir alana kurulmuş ‘yazlık sinema’ salonu karşılardı. O yıllarda yaz aylarının sıcak akşamlarındaki en büyük etkinliklerden biri, etrafı rengarenk ampullerle donatılmış ve yemyeşil çimenler üzerine dizilmiş ahşap sandalyeler üzerinden açık havada film izlemekti.

 

Hele ’10 Dakika Film Arası’ verildiğinde ortalık tam bir karnaval havasına dönüşürdü.

 

Tahtadan ve birleşik seyirci oturakları, porselen bir vazoya işlenmiş mavi laleler kadar düzgün ve senkronize idi. Etraf suda kırılan ışığın bayıltıcı ferahlığı kadar pak ve berraktı. Seyirciler arasında adeta kırmızı güllerin ruhu dolaşıyor, yüzümüzü kelebek kanadı ağırlığında rüzgarlar okşuyordu. Ayaklarımızın altında rengarenk acem halıları ve gökyüzünde parfüm şişeleri misali parlayıp sönen yıldızlara göz kırpan mesut zamanlar...      

 
Etiketler: Bendeki, Notlar, 11:, ‘Şehir, Sineması’,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
18 Ağustos 2026
YUSUF'UN BABASI
288 Okunma.
11 Ağustos 2026
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
693 Okunma.
29 Temmuz 2026
İKİ RENK, ÜÇ KELİME YA DA COŞKUNUN KIYISINDA
1364 Okunma.
07 Temmuz 2026
GÖSTERİ TOPLUMU
1537 Okunma.
02 Haziran 2026
Çok Dilli Kültür ve Çoğulcu Kavrayış
1586 Okunma.
27 Nisan 2026
Bağlamaya Şiir Okutan Adam: Murat Kapkıner
1966 Okunma.
10 Nisan 2026
İSA'NIN GÜNLÜĞÜ -1-
2570 Okunma.
25 Şubat 2026
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
1996 Okunma.
19 Ocak 2026
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
1977 Okunma.
03 Ocak 2026
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
2165 Okunma.
03 Aralık 2025
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2568 Okunma.
21 Ekim 2025
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
3402 Okunma.
09 Ekim 2025
Batı’da Şehir Tarihçiliği
2482 Okunma.
04 Ağustos 2025
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
3396 Okunma.
14 Mayıs 2025
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2644 Okunma.
22 Nisan 2025
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6616 Okunma.
16 Mart 2025
ŞEBBİHALAR HER YERDE
2100 Okunma.
09 Mart 2025
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
2400 Okunma.
08 Eylül 2023
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4567 Okunma.
17 Ağustos 2023
Köprüler ve Çamurlu Sular
3853 Okunma.
13 Temmuz 2023
Biriktirdiklerim-7-
3564 Okunma.
27 Mayıs 2023
Bingöl’ün Referandum Karnesi
4239 Okunma.
07 Mayıs 2023
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
3164 Okunma.
29 Nisan 2023
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
3048 Okunma.
24 Nisan 2023
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3888 Okunma.
11 Nisan 2023
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3495 Okunma.
05 Nisan 2023
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
3030 Okunma.
23 Mart 2023
“Ben de adayım”
3112 Okunma.
18 Şubat 2023
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3627 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2740 Okunma.
18 Şubat 2023
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2921 Okunma.
18 Şubat 2023
Biriktirdiklerim-6
2683 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
3042 Okunma.
08 Kasım 2022
Engerek Soyu
3500 Okunma.
16 Eylül 2022
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
5025 Okunma.
05 Eylül 2022
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3654 Okunma.
22 Ağustos 2022
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
4250 Okunma.
02 Ağustos 2022
Libası İdrarlı Adamlar
4220 Okunma.
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
5451 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
3661 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4665 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
4193 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
4338 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
4014 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
4599 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5933 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8512 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6545 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
7462 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
5337 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
7127 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
6297 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
6255 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6442 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
5434 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
5105 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6476 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
15403 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
4365 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
4742 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
4914 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
4727 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
4960 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
5161 Okunma.
19 Ekim 2020
Ne Zaman Reşit Olacağız?
6357 Okunma.
Haber Yazılımı