Yusuf ALİOĞLU BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
Yazı Detayı
11 Ağustos 2026 - Salı 05:58 Bu yazı 693 kez okundu
 
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Paris’in angaje olmaya mesafeli ve tek başına bir ordu gücündeki düşünürü Jean Baudrillard (1929-2007), simülakr kavramsallaştırması üzerinden devrimin sadece bilimde değil yaşadığımız kültürel hayatta da devam ettiğini kodlayan aykırı isimlerdendir.

 

Simülakrlar üzerine konuşan ama kendi deyişiyle kendisi de bir simülakr olan Baudrillard 1929’da Fransa’da doğar.

 

Bilgisayar kullanmayan ve elle yazmayı tercih eden Baudrillard, bu yönleriyle Abdurrahman Arslan’ı hatırlatır.

 

Salt metalaşmaya  ve öz fetişizme karşı zafer kazanmış bir hipergerçekçidir o.  

 

Sosyalizmin mabedinde, ‘toplumsal yaşamın temelini, ekonomik ihtiyaçlardan çok, yaşam tarzının ve değerlerin oluşturduğunu öne süren’ ilgiye değer bir düşünürdür.

 

Marksist bir eleştirel çerçeveyi ya da sınıf konumunu benimsemediği gibi halkların gelenekleri ve politikaları ile de ilgilenmez. Onun gözü yüzeylerde, imgelerde, göstergelerde, muammalardadır.

 

Değişik yüzleri olan bir düşünürdür Baudrillard. Bir yandan toplumsal olandan uzak duran diğer yandan J.P.Sartre’ın etkisiyle Cezayir savaşına ilgi duyan biridir.

 

Tüketim kültürü ve enformasyon toplumuna dair ezber bozan yaklaşımları vardır. Gerçek ve sahte ihtiyaçlar ile tüketim üzerinden prestij ve toplumsallaşmaya uzanan birey çözümlemesi Baudrillard akıl haritasının önemli kıvrımlarındandır.(Tüketim Toplumu, J.Baudrillard)

 

Tüketim Toplumu’ adlı eserinde başat mekanizması üretim yerine tüketim olan refah toplumuna ilişkin yaklaşımlar geliştirdi. Ona göre tüketimcilik nesnenin anlamını radikal bir dönüşüme tabi tutuyor ve teknolojinin efendiliğini perçinliyordu.

 

Dünyanın düşünceden daha radikal biçimde değiştiğine dair kesin inançlı tezleri onu daha bir farklı kılar.

 

Baudrillard, ‘ahlakın, değerin, bilimin, aklın rasyonel sistemleri, yalnızca toplumların çizgisel evrimlerine, görünür tarihlerine hakimdir. Ancak daha derin enerji, ‘prestij, meydan okuma, ayartıcı ve düşmanca güdüler’ gibi başka bir yerden gelir’ diyerek gücünü akıl ve mantıktan alan modern batı kültürü ve özellikle Aydınlanma varsayımlarını bir kalemde yıkar geçer.

 

O özel olarak bir öğretinin değil, genel olarak bir stratejinin adamıdır. Bu duruşunda hemşehrisi R. Garaudy’yi hatırlamamak mümkün mü? Ne demişti merhum: ‘cemaatimi değiştirdim ama safımı değiştirmedim’.

 

Onun felsefi kaynağı Nietzsche’dir. Özyıkıcı nihilizme karşı Nietzsche’ci ‘hayatı olumlama’yı tercih eder. Ahlak anlayışında Alman ekolünün izleri vardır. Toplumsal entegrasyon için ekonomik üretim yerine tüketim ve boş zaman kavramlarını önceleyerek Marksist kuramdan uzaklaşır.

 

Baudrillard düşünce sisteminin merkez kavramlarından biri olan Simulakr, gerçekliğin görüntüye indirgenmesidir.  Buna göre, teknoloji ve tüketim toplumu üzerinden gerçeklik sona ermiş artık hipergerçekliğe geçilmiştir. Teknoloji gerçeği emmiş ve simülakr hale gelmiştir. Eşya özünden koparılmış endüstriyel bir hammaddeye dönüştürülmüştür.

 

Örneğin Disneyland simülakr düzen için en güzel örnektir. Burada düşsel bir evren vardır, gerçek minyatürleştirilmiştir. (Simülakrlar ve Simülasyon, J.Baudrillard)

 

Ona göre, bir köken ya da gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla üretilmesine ‘hipergerçek’ ya da ‘simülasyon’ denir.

 

Egemen güçler simülasyonlar üzerinden algı operasyonları yapmakta, iyi ve kötüye dair düşsel zeminler, uzamlar yaratmaktadırlar. Çünkü simülasyon, gerçeğin yerini almış modellerden oluşur.

 

Bu anlamda Samiri bir simülakr’dır; elçinin izinden alarak yaptığı ve İsrailoğullarına tanrı diye sattığı ve esasen kadim bir inanca tekabül eden buzağı da simülasyon nesnesidir.

 

Şirk düşüncesi böyle okunduğunda alemlerin rabbine ortak koşma ve hakikati görüntüye indirgeme simülasyon, müşriklerin elleriyle yontup taptıkları ise simülakrlardır.

 

Atalar dini üzerinden toplumsal algılar ve egemenlik alanları yaratan Mekke aristokrasisini de simülakrlar ve simülasyon üzerinden okuduğumuzda Boudrillard sistemi açıklayıcı olacaktır.

 

Simülasyon gerçeğe perde çekmez, gerçeğe müdahale eder. Tahrif etmekle yetinmez yerine geçer, o imiş gibi davranır. Özünde iktidar kokan bu müdahale gerçeğin hipergerçekle yer değiştirmesi ile sona erer.

 

Şirk sosyolojisi de aynen bu değil midir? Vahyin yerini almaya çalışan ve tanrıdan rol çalan geleneksel ve modern sapmaların tamamı bu minval üzere değil midir?

 

İncil ve Tevrat’ın maddi müdahaleler ile farklı bir hipergerçeklik uzamında kutsala büründürülmesi ile simülatif yüklemelere maruz kalmış Kur’an’ın kendi tanım dünyasının dışında terimler ile anılması da tahrif kapasitesi yüksek insanın tarihten bugüne akan çarpıcı simülasyon örneklerindendir.

 

Tek ya da çift kutuplu dünya ve ona ait güç dengeleri, modernizmden postmodernizme geçiş, AVM’ler, ikiz kuleler, borsa, şans oyunları, sinematografi, medya ve daha birçok unsur gerçekliği sahte yanları ile emmiş ve ortaya hipergerçekliği ya da nesnel cehaleti koymuştur.

 

Simüle etmek gerçek olmayanın sunumunu hakikatmiş gibi sunmaktır. Sanal alem denen uzamsallık bir simülasyondur, eşyanın özüne yabancılaştırılması, değerlerden kopan bir dünya, hayatın fetişleştirilmesi, refah toplumu, ilerlemecilik, kalkınma fetişleri, binyıl yaşama arzusu, cenneti yeryüzüne indirme çabası hep bir simülakr ve simülasyon tezahürleridir.(Ferda E. Uyulan)

 

Ruhun bedenle, kurgunun vaka ile yer değiştirmesi, imajın her şey olarak sunulması, kapitalizmin kendisini nihai gerçeklik olarak sunması simülasyon halleridir. Bu uzamda artık simülakr taklit değil gerçektir. Platon’un mağarasındaki gölgeler simulakrın en güzel örneğidir.

 

Avrupa ve Amerika kültürlerini farklı değerlendiren Baudrillard, Amerika kültürünün baştan aşağıya hipergerçekçi olduğunu söyler.

 

İran devrimini, Salman Rüşdü fetvasını, rehine krizini ve Saddam Hüseyin’i birçok batılıdan farklı olarak, ‘batı kültürü ötekinin radikal başkalığına tahammül edemez’ tespitiyle okur. Çünkü batı kültürü, dünyanın homojenleştirilmesine yönelik emperyalist bir süreçtir.

 

Batının İslam ve Müslümanlar algısına da onurlu bir bakışı vardır. Ona göre, ‘Amerika ve Batı bir gerçeği anlamıyor: Esas mesele bir çeşit düşmanlıktan ziyade, kendi benmerkezcilikleri, bencillikleridir. Buna İslamiyet itiraz ettiği için Amerikalılar dünyada İslamiyet'i bloke ve nötralize etmek istiyorlar. Amerikalılar mert kahramanlar gibi savaşmıyorlar, imha ediyorlar ve misyoner gibi çarpışıyorlar. Müslümanlar, bu virtüelleştirilmiş bilinmezlik ve simülasyonlarla dolu hayat tarzının içine çekilmek isteniyorlar. Biz Batı'da bu yüzden Müslümanları hor görebiliyoruz. Ama artık Batı bir kültüre sahip değil. Hakikat'in özlemini duyuyoruz. Bu profesyonelce virtualize edilen dünya ile barışık değiliz.’

 

Üretim’ ve ‘sömürü’ kelimeleri yerine ‘ayartma’ ve ‘aforoz’ (ölümcül stratejiler) kelimelerini önerdiğinde açık bir Foucault etkisiyle seslenir okurlarına. Foucalt’da ‘aklın’ yerini alan ‘delilik’ ne ise Boudrillard’da ‘hayat’ın yerini alan ‘ölüm’ aynı şeydir.

 

Ancak iki düşünür arasındaki bu simetrik duruş Boudrillard’ın ‘Foucault’yu Unutmak’ adlı eseri ile farklılaşır. O, Foucault’nun her yerde hazır ve nazır (biyo) iktidar düşüncesini, sessizlik ve kayıtsızlık suretindeki iktidarın modern toplumda direnişe dönüşmesi önerisi ile eleştirir.

 

Ayartma’ üzerinden cinsel özgürlük sloganının feminist hareketi ayarttığını ve sembolik düzende (alt yapı üst yapı alternatifi) cinsiyet farkının tamamlayıcılığına, modern kültürde ise cinselliğin ayrıştırıcı/kışkırtıcı kullanımlarına dikkat çeker.

 

Baudrillard’ı okurken tıpkı Foucault okumaları gibi üç boyutlu resimlerin arkasına varıldığında alınan lezzet vardır. Uzun, soyut, paradoksal, karşıt-sarmal, sembolik, karışık cümleler ile aklın imkan sınırları, hayatın derin sırları, bilginin naif uzamsallığı gibi konularda sürükleyip götürür okuyucuyu.

 

Baudrillard, sembolik düzen ile göstergesel düzenin karşıtlığını kanıtlamak için ekonomik, politik, cinsel, kültürel, edebi, ekolojik, medyasal, tarihsel, sosyolojik, antropolojik veriler kullanır. Max Weber’le olan benzerliklerine rağmen Weberyen tarihsel tanılama ve realizm yerine o, ayartma ve simülasyon temelinde karşılaştırmalı bir okumayı seçer.

 

Aydınlanma projesine ‘hayır’ diyebilen nadir aydınlardandır. Liberal demokrasi, insan hakları ve eşitlik gibi modern tezleri en totaliter rejimlerden daha tehlikeli bulur. Çünkü modern batı hurafeci bir düzeni bilimle yıkmak yerine bilimle daha radikal hurafeci bir düzen tesis etmiştir.

 

O postmodernizmi yalnızca reddetmez aynı zamanda amansız bir karşı savaşçı olur. Ama konuyla ilgili müstakil yazılardan çok farklı çalışmalarda kullanılan kavramsallaştırmalar düzeyinde çıkar karşımıza post modernizm karşıtlığı.

 

Aslında Baudrillard’ı, ‘ne söyledi’den çok ‘neleri reddetti’ şeklinde tanımak daha isabetli olabilir. Örneğin, Althusser ve Marksistlerden farklı olarak burjuva hakkını, bir ideoloji olarak hümanizmi, Aydınlanma projesini, teknolojik kusursuzluğu, umutsuzluk biçimlerinin tamamını ve sosyalizm ile feminizmin köle ahlakını reddeder. (Radikal Belirsizlik, M.Gane)

 

Daha çok refah toplumu, tüketim sosyolojisi, nesne tüketimi ve baskıcı bayağılaştırma üzerinden kapitalizmin yeni evresine dikkat çeker.

 

Kadının özgürleşmesini kadının kapitalizmin tuzağına düşmesi olarak değerlendirir ve feminizmle arasına hep mesafe koyar.

 

Tam bu noktada kurgusal özgürlüklere dikkat çeker ve kültürel arka planı olmayan özgürlük dolaşımına ‘modernliğin patladığı an’ der. ‘’Politik özgürleşme, cinsel özgürleşme, üretici güçlerin özgürleşmesi, yıkıcı güçlerin özgürleşmesi; kadının, çocuğun, bilinçdışı itkilerin özgürleşmesi, sanatın özgürleşmesi…” gibi simülasyon araçlarını bilgece deşifre eder.

 

Gramsci’yi hatırlatan hegemonya merkezli şu cümleleri ise teknoloji yoğun emperyal zamanlar için bir çığlıktır:

 

“Modern dünyada hâkimiyet hegemonyaya dönüştü ve tüm değerler tuzla buz oldu. Bugün sistemin yanında yer alıyoruz, oysa onun rehiniyiz. Ebu Gureyb Cezaevi’ndeki şiddet ve pornografi görüntüleri, sistemin maskesini düşürmüştür. Modern dünyada, aşkınlığın kalkmasından sonra, kaybolanlar yapay olarak ortaya çıkıyor. Sistem tersine döndü; kendi yıkımını beraberinde getiriyor. Kaderinden kaçamıyor. Şunu düşünmemiz lazım: Neden zeka iktidarda değil? Acaba sanal bir felakete mi gidiyoruz? Herkesin birbirine kablolarla bağlandığı bir dünya mı bekliyor bizi?”

 

Baudrillard kendi kültür ve düşünce ikliminde tıpkı Garaudy gibi politik romantizmin iki kutbu olan De Gaulle ve komünistlerden uzak duran radikal bir isabettir.

 

Elbette Baudrillard, Marks ve Nietzsche arasında karşılaştırmalı antropoloji okumaları ile ya da göstergeler ile semboller sarmalında çok tezli bir düşünür olarak okunursa daha iyi anlaşılacaktır.

 

Böylesi bir okuma Baudrillard’ın Marksın düşünce dünyasındaki üretim tarzını aşmakla kalmadığını aynı zamanda yeni bir evre ya da kerte olarak bunun tüketim toplumundaki karşılığı olan ‘enformasyon devrimi’ni sunduğunu imleyecektir.

 

Komünizm sonrası dünyanın postmodern kolonyal evrim geçirdiğini ve aslında bilimlerin bu evrilmeyle beraber belirsizlik yaşadığını söylediyse de o kozmik anlamda kaostan/belirsizlikten değil daima düzenden yana olmuştur.

 

Her durumda sosyal, politik ve kültürel sorunlara çözümler araması ‘belirsizlik’ten kaçışının en önemli göstergesidir.

 

Dolayısıyla Mike Gane’den farklı olarak, ‘radikal belirsizlik’ten çok ‘radikal duyarlılık’ tanımlamasının aydınlar sosyolojisi (Sabri F. Ülgener) açısından Baudrillard için daha doğru olduğunu düşünüyorum.

 

11 Şubat 2015

 
Etiketler: BAUDRİLLARD:, RADİKAL, DUYARLILIK,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
18 Ağustos 2026
YUSUF'UN BABASI
288 Okunma.
29 Temmuz 2026
İKİ RENK, ÜÇ KELİME YA DA COŞKUNUN KIYISINDA
1364 Okunma.
07 Temmuz 2026
GÖSTERİ TOPLUMU
1537 Okunma.
02 Haziran 2026
Çok Dilli Kültür ve Çoğulcu Kavrayış
1586 Okunma.
27 Nisan 2026
Bağlamaya Şiir Okutan Adam: Murat Kapkıner
1966 Okunma.
10 Nisan 2026
İSA'NIN GÜNLÜĞÜ -1-
2570 Okunma.
25 Şubat 2026
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
1996 Okunma.
19 Ocak 2026
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
1977 Okunma.
03 Ocak 2026
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
2165 Okunma.
03 Aralık 2025
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2568 Okunma.
21 Ekim 2025
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
3402 Okunma.
09 Ekim 2025
Batı’da Şehir Tarihçiliği
2482 Okunma.
04 Ağustos 2025
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
3396 Okunma.
14 Mayıs 2025
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2644 Okunma.
22 Nisan 2025
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6616 Okunma.
16 Mart 2025
ŞEBBİHALAR HER YERDE
2100 Okunma.
09 Mart 2025
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
2400 Okunma.
08 Eylül 2023
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4567 Okunma.
17 Ağustos 2023
Köprüler ve Çamurlu Sular
3853 Okunma.
13 Temmuz 2023
Biriktirdiklerim-7-
3564 Okunma.
27 Mayıs 2023
Bingöl’ün Referandum Karnesi
4239 Okunma.
07 Mayıs 2023
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
3164 Okunma.
29 Nisan 2023
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
3048 Okunma.
24 Nisan 2023
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3888 Okunma.
11 Nisan 2023
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3495 Okunma.
05 Nisan 2023
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
3030 Okunma.
23 Mart 2023
“Ben de adayım”
3112 Okunma.
18 Şubat 2023
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3627 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2740 Okunma.
18 Şubat 2023
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2921 Okunma.
18 Şubat 2023
Biriktirdiklerim-6
2683 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
3042 Okunma.
08 Kasım 2022
Engerek Soyu
3500 Okunma.
16 Eylül 2022
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
5025 Okunma.
05 Eylül 2022
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3654 Okunma.
22 Ağustos 2022
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
4250 Okunma.
02 Ağustos 2022
Libası İdrarlı Adamlar
4220 Okunma.
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
5451 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
3661 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4665 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
4193 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
4338 Okunma.
08 Nisan 2022
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
4007 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
4014 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
4599 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5933 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8512 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6545 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
7462 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
5337 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
7127 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
6297 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
6255 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6442 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
5434 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
5105 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6476 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
15403 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
4365 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
4742 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
4914 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
4727 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
4960 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
5160 Okunma.
19 Ekim 2020
Ne Zaman Reşit Olacağız?
6357 Okunma.
Haber Yazılımı