|
|||
![]() |
SOĞUK ÇEŞME KAVURMASI | ||
| Hasan TOSUN | |||
Bingöl’ün yüksek yaylalarından sofralara uzanan bu köklü geleneğin adını 1963’ten günümüze taşıyan; ebediyete irtihal etmiş, rahmet ve minnetle yâd ettiğimiz, Bingöl ekonomisine katkı sunan ve kültürünün tanınmasına vesile olan Aziz Koç Amca’nın aziz hatırasına ithaf olunur. Nasıl anlatılır ki özgün lezzetler… Yemek değildir onlar. Tabaktan ibaret değildir. Kokudan ibaret değildir. Yalnızca tat değildir. Yolculuktur. Çocukluk hatırasıdır. Tekrarı yaşanmayan, hatırası ömür boyu taşınan… Büyüklerin kurduğu sofralarda kalan bir sıcaklıktır. Bingöl’de bir yol vardır… İnsan o yoldan geçerken yalnızca bir yere gitmez. Geçmişine doğru da yürür. Dağların arasından kıvrılarak uzanan yollar… Sarp yamaçların sessizliği… Yaylalardan gelen kekik kokuları… Taş duvarlı eski evler… Çeşme başlarında bekleyen insanlar… Bütün bunlar, yıllardır bu topraklarda yaşayan hayatın renklerini taşır. Coğrafyamızda her taşın içinde bir hatıra, her suyun içinde bir serinlik, her yemeğin içinde bir yaşantı saklıdır. Eski yollardan birinde, Bingöl ile Erzurum güzergâhının üzerinde bir durak vardır. Soğuk Çeşme… Adını dağların bağrından süzülerek gelen buz gibi suyundan alan bu yer… Yolcunun nefes aldığı, Yazın en sıcak günlerinde içeni rahatlatan o serin su… Dağlardan gelen serin rüzgar… Çeşmenin hiç susmayan akan suyunun sesi… Doğanın insan ruhuna huzur veren sessizliği. Soğuk Çeşme'de kurulan sofralara farklı bir anlam taşımıştır. O sofralardan bir koku yükselmeye başlamış. Ateşin başında ağır ağır pişen etin kokusu… Sabırla yoğrulan emeğin kokusu… Toprağın, yaylanın, dağın kokusu… Soğuk Çeşme Kavurması… Onun lezzeti büyük salonlarda başlamadı. Modern mutfaklarda oluşmadı. Onun ilk ocağı Bingöl’ün köy evleriydi. Taş duvarlı evlerde… Kış hazırlıklarının yapıldığı günlerde… Büyük kazanların başında başlayan bir gelenekti. Sonbaharın bereketi, kışın soğuk günlerine hazırlanırdı. Etler büyük kazanlarda sabırla pişirilir, kendi yağıyla korunur, ailelerin sofrasına, misafirlerin ikramına dönüşürdü. O günlerde kavurma yalnızca bir yemek değildi. O;bir evin bereketiydi. Komşuluk bağının sıcaklığıydı. Bir misafire verilen değerin göstergesiydi. Kazan kaynadığında yalnızca et pişmezdi. O kazanın başında; Büyüklerin öğütleri, çocukların hatıraları, ailelerin birlikteliği, Bingöl insanının paylaşma kültürü de oluştu. Lezzetinin sırrı çok malzemede değildi. Sadelikteydi. Ustalıkta, sabırdaydı. Doğal ortamda yetişen hayvanların eti… Kuyruk yağı… Tuz… Asıl maharet, ateşin karşısında zamanı doğru kullanabilmekti. Et önce kendi suyunu bırakır, sonra kendi yağıyla ağır ağır pişerek yumuşaklığını ve kendine özgü aromasını kazanırdı. Lezzetler aceleyle oluşmazdı. Onlar; 1965 yılı… Soğuk Çeşme Kavurması’nın yaşantısında önemli bir dönüm noktasıydı. Aziz Koç… Soğuk Çeşme mevkiinde kurduğu işletmeyle bu geleneksel tadı yolcularla buluşturmaya başladı. Küçük bir aile emeği olarak başlayan bu yolculuk… Zamanla Bingöl’ün en önemli değerlerinden biri hâline geldi. Orada yanan ateşl yalnızca kavurma pişirmedi. O ateş; Bingöl’ün kültürünü taşıdı. Bingöl insanının misafirperverliğini taşıdı. Yıllar geçti… Yollar değişti. Bingöl büyüdü. Hayat değişti. Değişmeyen bir şey vardı: Bu mirasın önemli isimlerinden biri de Doğan Koç oldu. Babası Aziz Koç’tan devraldığı bu değeri sadece bir işletme olarak görmedi. Onun için Soğuk Çeşme Kavurması; Bir tabak kavurmanın içinde et yoktu. O tabağın içinde; Yaylaların rüzgârı vardı. Köy evlerinin sıcaklığı vardı. Büyüklerden kalan bir emanet vardı. Doğan Koç’un çabalarıyla Soğuk Çeşme Kavurması daha geniş kitlelere ulaştı. Geleneksel tadından vazgeçilmeden modern imkânlarla farklı şehirlere taşındı. Böylece bir yol üzerindeki küçük bir lezzet durağı… Türkiye’nin farklı şehirlerinde Bingöl’ü hatırlatan bir değere dönüştü. Soğuk Çeşme Kavurması’nın değeri yalnızca ekonomik başarıyla anlatılamaz. Onun içinde Bingöllünün yaşam biçimi vardır. Köylünün emeği vardır. Hayvancılığın kültürü vardır. Ustanın yıllar içinde kazandığı becerisi vardır. Gurbetçinin memleket özlemi vardır. Bir yolcunun sıcak bir sofrada karşılanması vardır. Bir Bingöllü başka bir şehirde Soğuk Çeşme Kavurması’nın kokusunu duyduğunda… Yediği bir yemeği hatırlamaz. Çocukluğunu hatırlar. Dağ yollarını hatırlar. Kış güneşini hatırlar. Yayla havasını hatırlar. Büyüklerinin kurduğu sofraları hatırlar. Tatları damağa değil, insanın anılarına dokunur. Soğuk Çeşme de bu yaşantının ayrılmaz bir parçasıdır. Orası sade bir mekân değildir. Doğayla insanın buluştuğu bir hafıza mekanıdır. Çeşmenin serin suyu… Dağların sessizliği… Yol kenarında verilen molalar… Sofradan yükselen kavurma kokusu… Hepsi birleşir ve unutulmaz bir atmosfer oluşturur. Orada insan yalnızca kavurma yemez. Bir coğrafyanın ruhunu hisseder. Bu nedenle Soğuk Çeşme Kavurması’nı yiyen biri, tabağı bittiğinde yalnızca doymuş olmaz. İçinde bir hatıra uyanır. Eski bir yolculuğa gider. Sıcak bir aile sofrasına döner. Çocukluk günlerine dokunur. İnsanın içinden sessizce şu cümle geçer: “Keşke bir tabak daha olsaydı…” Soğuk Çeşme Kavurması… Bingöl’ün dağlarında başlayan, Koç ailesinin emeğiyle büyüyen, Çapakçur’un kültürel coğrafyasında yer edinen, O damakları şenlendiren bir lezzet değildir. O; bir hatıradır. Bir yaşantıdır. Bir memleket duygusudur. |
|||
| Etiketler: SOĞUK, ÇEŞME, KAVURMASI, | |||
|