Güler: Komşu Değil Kader Ortağıyız

Bingöl Eğitime Destek Platformu Kurucusu, önceki dönem AK Parti Bingöl İl Başkanı Mehmet Hanefi Güler, Ortadoğu’da Türkiye ile Kürtler arasında son dönemde artan ilişkilerin tarihi bir sorumlulukla ele alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Ortadoğu'nun en önemli gerçeklerinden biri şudur: Türkiye ile Kürtler birbirinden uzak yaşayabilecek iki topluluk değildir. İran sınırından Hatay'a kadar uzanan bu geniş coğrafyada tarih de, kültür de, ticaret de, akrabalık bağları da bizi birbirimize komşu değil, kader ortağı yapmıştır.

Bu nedenle Türkiye ile Kürdler arasında gelişen her olumlu ilişki sadece diplomatik bir gelişme değil, aynı zamanda bölgenin geleceği açısından stratejik bir kazanımdır.

Son dönemde Ankara'nın Erbil ve Süleymaniye ile kurduğu temasların artması dikkat çekiyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan'ın Kubat Talabani ve Bafel Talabani ile yaptığı görüşmeler de bu yeni dönemin işaretlerinden biri olarak görülmelidir.

Yıllarca bölgede güvenlik merkezli politikalar ön plana çıktı. Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey, güvenliğin yanında ekonomik kalkınmayı, karşılıklı yatırımları ve toplumsal huzuru da merkeze alan yeni bir anlayıştır.

Irak Kürdistanı, Türkiye'nin güneyindeki en önemli ticaret ortaklarından biridir. Binlerce insan ekmeğini bu ilişkilerden kazanıyor. Türk şirketleri bölgede yatırım yapıyor, Kürt iş insanları Türkiye'de ticaret yürütüyor. Karşılıklı güven arttıkça bu ekonomik hacim çok daha büyüyebilir.

Dahası, Türkiye'nin bölgedeki etki alanını genişletmesinin yolu sadece askerî ve siyasi araçlardan değil, gönül köprülerinden de geçmektedir. Kürtlerle kurulacak güçlü ilişkiler Türkiye'nin hem ekonomik hinterlandını genişletecek hem de bölgesel istikrarına katkı sağlayacaktır.

İran'ın bölgedeki etkisinin zayıfladığı, yeni jeopolitik dengelerin oluştuğu bir dönemde Ankara'nın Irak Kürdistanı'nın bütün siyasi aktörleriyle diyalog kurması son derece değerlidir. Çünkü güçlü devletler kapıları kapatan değil, kapıları açan devletlerdir.

Bugün artık geçmişin önyargılarını geride bırakıp geleceğin fırsatlarına odaklanmak gerekiyor. Türkiye'nin huzuru ile Kürtlerin huzuru birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki hedeftir. Türkiye kazandığında Kürtler kaybetmez; Kürtler kazandığında da Türkiye kaybetmez.

Önümüzdeki dönemde Bafel Talabani veya Kubat Talabani'nin Türkiye ziyaretleri gerçekleşirse bu, sadece iki taraf arasındaki ilişkilerin değil, bölgenin geleceğinin de yeniden şekillendiğinin göstergesi olacaktır.

Bu yaklaşımın yalnızca Irak Kürdistanı ile sınırlı kalmaması, Suriye Kürtleri ve İran Kürtleriyle de insani, kültürel ve ekonomik ilişkiler temelinde geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu coğrafyada, böylesine uzun kara sınırlarına ve derin komşuluk ilişkilerine sahip toplumların birbirinden kopuk yaşaması mümkün değildir. Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın önemli bir bölümü Türkiye ile doğrudan komşudur. Sınırların iki tarafında akrabalık bağları, ortak dil birikimi, iç içe geçmiş tarih ve ortak kültürel hafıza bulunmaktadır. Bu gerçekler yalnızca duygusal değil, ekonomik ve stratejik açıdan da önemlidir. İnsanların birbirini tanıdığı, ticaret yaptığı ve akrabalık ilişkilerini sürdürdüğü bir bölgede istikrar ve refah, karşılıklı anlayış ve iş birliğiyle mümkündür.

Bu coğrafyada barışın, refahın ve istikrarın yolu birbirimize sırt çevirmekten değil, birbirimizi anlamaktan geçiyor. Türkiye ile Irak Kürdistanı arasındaki güçlü bağlar yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de kazanımı olacaktır.”